Dijital dönemi fırsata çevireceğiz

Dijital dönemin iş süreçlerini tamamen değiştireceğini ifade eden Axa Sigorta CEO’su Guillaume Lejeune, acentelerinin Axa Sigorta’nın desteğiyle bu dönemden başarıyla çıkacağını söyledi.

Bu ayki ‘CEO’lar konuşuyor’ sayfalarımıza Axa Sigorta CEO’su Guillaume Lejeune konuk oldu. Önümüzdeki dijital dönemi bir fırsat olarak gördüklerini belirten Lejeune, “Dijital dönemin acenteler için birçok zorluk yaratacağı söyleniyor ancak, Türkiye’deki acentelerin profesyonellerden oluştuğuna ve dijital dönemin üstesinden gelebileceklerine inanıyorum” diye konuştu.
Gerçekleştirdiğimiz röportajda, sektörde örneklerini gördüğümüz geçmişe etkili düzenlemelerin Türkiye’ye özgü olduğunu da vurgulayan Lejeune, trafik sigortalarındaki kötü gidişatın tersine çevrilebileceğine inandıklarını söyledi.
Axa Sigorta CEO’su Guillaume Lejeune sektör ve Türkiye hakkındaki sorularımızı yanıtladı.

Yaklaşık 1 yıldır İstanbul’dasınız. Bu şehirdeki yaşam ve Axa Sigorta’nın CEO’su olmak konusundaki düşüncelerinizi alabilir miyiz?
11 aydır İstanbul’dayım ve İstanbul’da yaşamaktan da, Axa Türkiye ekibimizin kalitesi ve çalışma düzeninden de çok memnunum. Buradaki yaşamımın, sektöre özgü zorluklar ve sürekli gerçekleşen değişimler nedeniyle oldukça yoğun geçtiğini söyleyebilirim. Türkiye ilginç bir dönemden geçiyor. Sektörün ve ülkenin istikrara ihtiyacı var ve yakın dönemde istikrar ortamının sağlanabileceğinden umutluyum.

İstanbul’un sizce en büyük sorunu nedir?
Trafik tabii ki! Başka ne olabilir?

‘SİGORTACILIKTA EN ÖNEMLİ FAKTÖR YASAL ÇERÇEVE’
Trafik sigortalarındaki sorun, böyle bir trafik sıkışıklığının olduğu bir ülkede çözülebilir mi?
Eğer istek varsa bir yol bulunur, ama asıl soru istek olup olmadığı. Bu nedenle çözümün mümkün olduğunu düşünüyorum. Trafik sigortalarında önemli olan şirketlerin faaliyet gösterdiği yasal çerçeve. Hükümet şirketler için daha istikrarlı bir ortam sağlayacağını ve koşulları iyileştireceğini söyledi. Biz buna güveniyoruz ve sektörün toparlanması, sürdürülebilir olması için büyük bir fırsat görüyoruz. Sigortacılıktaki en önemli faktör yasal çerçeve. Şirketlerin faaliyet gösterdiği ortamı şekillendiren yasal ve düzenleyici çerçevedeki öncelikli sorunlar çözülürse, sektörde ihtiyaç duyulan sermayenin çok daha kolay bulunabileceği görüşündeyim.
Çoğu ülkede şirketler bir poliçe sattıkları zaman, bu poliçeden doğabilecek tazminatların hangi koşullarda hesaplanacağını ve kuralların nasıl işlediğini biliyorlar. Türkiye’de ise kuralları biliyorsunuz ancak daha sonra çıkan bir karar geçmişteki hasarları bile etkiliyor. Bu durum, milyonlarca araç satan bir araba üreticisinden, sattığı tüm araçları çağırıp bunlara bedava olarak klima, ABS ve yeni tekerlekler takmasını istemeye benziyor. Böyle bir istek şirketleri zor duruma sokacak, hatta piyasadan yok olmalarına neden olacaktır. Hayat dışındaki sorun da buna benziyor.
Tabii ki sürüş alışkanlıkları da önemli bir konu. Ancak kaza frekansını %9’dan %8’e düşürseniz bile şirketlerin faaliyet gösterdiği ortama bu durum yeterince yansımayacak. Belirsizlik hakim olduğu sürece bu sektörde iş yapma olasılığı çok düşük. O yüzden öncelikle yapılması gereken, işlerin icra edildiği ortamda uygun bir yasal çerçevenin oluşturulması. Tabii ki yollarda daha az insanın hayatını kaybetmesi ve sürücülerin alışkanlıklarının iyi yönde geliştirilmesi toplum için önemli. Türkiye’nin bunu başarabileceğini düşünüyorum. İngiltere ve Fransa gibi Avrupa ülkelerine bakarsanız pek çok örnek bulabilirsiniz. İngiltere bunu kurallar ve kısıtlamalar koyarak çözdü. Fransa’da ise 1970’lerde yılda ortalama 15 bin kişi trafik kazalarında hayatını kaybediyordu. Şimdi bu rakam 4 bine inmiş durumda. Peki, ölümlü trafik kazalarındaki bu düşüşün nedeni nedir? Yol kalitesi arttı, daha güvenli araçlar yapılmaya başlandı ve 2000’lerden bu yana hız limitleri gibi trafik kurallarının denetimi sıkılaştırıldı. Yani, bunun ilk boyutu araçların ve altyapının kalitesi ve ikinci boyutu yasaların yeterince denetlenmesi. Bireylerin kurallara uyması için çaba gösterilmesi, vatandaşın sürüş konusunda iyi eğitilmesi ve hatalı kullanıcıların ehliyetlerinin süreli ya da süresiz alınması gibi inisiyatifler kazaları azaltıyor. Kuralların bu şekilde denetlenmesi bireylerin trafik alışkanlıklarını da zaman içinde değiştirecek. Trafik kazalarının azaltılması öncelikle topluma fayda sağlayacaktır.

Axa CEO’su Henri de Castries, yasal düzenlemelerin öngörülebilir olmasının önemini vurgulamıştı. Türkiye’den pek çok beklentiniz olmalı. Gelecek dönemde ne yapacaksınız?
Sektörün sermaye konusunda yetersiz olduğunu biliyoruz. Bunun yanında sektördeki gerçek kâr, gözüken kârdan daha az ve gerçek zarar, söylenen zarardan daha fazla. Geçtiğimiz 8 yılda hayat dışı yatırımcılarının yaptığı yatırımlardan elde ettiği ekonomik kazanç da ya enflasyonun altında kaldı ya da negatif olarak gerçekleşti. Kısa bir süre sonra sektörde ciddi seviyede sermaye gerekecek ve bu sermayeyi çekmek için çekici bir yasal çerçeve oluşturulması gerekiyor.

Trafik sigortalarında ticari araç primlerine üst limit geldi. Bu konuda görüşleriniz nedir?
Daha önce de bunu söyledim. Getirilen üst limit poliçelerin %1’ini etkiliyor. Buradaki sorun, bu tarz limitlerden sadece kötü sürücülerin yararlanması. Yüksek primler ödeyen, daha fazla kaza yapanlar oluyor ve bu sürücüler en tehlikeli araç kullanma alışkanlıklarına sahip olanlar. Bir açıdan diğer sürücülerin ödedikleri primler daha fazla kaza yapanlara harcanıyor. Burada cevaplanması gereken bir soru ortaya çıkıyor. Kazalara neden olan sürücüleri finansal olarak teşvik etmek iyi bir sosyal karar mı? Burada fatura iyi sürücülere kesiliyor ve bu fatura hiç de az değil.

İyi sürücülerle kötü sürücüleri ayıran ürünler oluşturuyorsunuz…
Sigortada fiyatlandırma, iyi ve kötü olmak üzere risklerin segmentasyonuyla alakalıdır. Eğer iyi risk grubu da, kötü risk grubu da aynı ücretlendirmeye tabi tutuluyorsa, bu önemli bir sorundur. Poliçelerin hem iyi risk grubu için pahalı, hem de kötü risk grubu için ucuz olması anlamına gelmektedir. Durum böyleyken de, kötü risk grubu davranışlarını değiştirmek için bir çaba göstermez. Bu, tarafların ayrımının nasıl yapılacağı en önemli sorunların başında geliyor. İki günlük bir akıllı telefon ile eski bir telefona aynı ücreti ödemeyi kim ister ki? O zaman iyi bir sürücü ile kötü sürücü neden aynı parayı ödesin? Bir toplumda, zararı oluşturan kesim neden finanse ediliyor?

Olası bir alt limit uygulaması hakkında ne düşünüyorsunuz?
Fiyat serbestisine inanıyorum. Eğer serbest fiyatlandırmaya izin vermezseniz ve alt/üst limitler getirirseniz, bu durum müşterinin faydasına olmayacaktır. Fiyatlandırma tarafında ise, bu soru farklı bir tartışma konusunu ortaya çıkarıyor. Türkiye’de hâlâ zararına satış yapan ve sonucunda büyük zararlar yazan, hatta iflas eden şirketler bulunuyor. Bu yıl içinde Türk sigorta sektörü iflaslara tanık oldu. Buradaki sorun şirketlerin sermayelerinin yeterli olup olmadığının denetlenmesi. Artık sektöre yeni giren şirketlerden bedeni hasarları ödemek için belirli bir sermaye tutmaları talep ediliyor. Bu uygun fiyatlama yönünde atılmış doğru bir adım.
Ancak, fiyatların hâlâ çok düşük seviyelerde seyrettiğini görüyoruz. Sürdürülebilirliği olmayan şirketler topluma da yük oluyor. Yakın dönemde iki şirketin iflas bayrağını çektiğini gördük. Bu şirketlerin çalışanlarına ve acentelerine kim ödeme yapacak? Tazminatlar kim tarafından ödenecek? Elbette bir garanti fonu var, ancak şirketler batmaya devam ederse bu fon yeterli olacak mı? Bu, durumun sonucunda artan primleri yine müşteri ödeyecek. Biz sektörde böyle durum yaşanmasını istemiyoruz. Ancak, bunu engellemek için sermayeler yeterli olmalı ve fiyatlandırma doğru bir şekilde yapılmalı. Sermayelerin yeterli olması fiyatlandırmayı da iyileştirecektir ve bu durum kâra dönüşecektir.

Türkiye’ye yeni yatırımlar yapacak mısınız?
Tahmin edilebilirlik ve istikrar, yatırımı çeken ana ögelerdir. Türk sigorta sektöründe geçmişi etkileyebilen pek çok belirsizlik bulunuyor. Biz bu durumun değişmesini ve yatırımcılarının sektöre ilgisinin artmasını istiyoruz. Her şeye rağmen biz Türkiye’ye kendimizi adadık. Bu konunun hızlı bir şekilde çözümleneceğine inancımız tam. Sektör dar bir boğazda ve sektörün çözüme ihtiyacı var.

Ülkemizde bazı branşlarda zorunlu olmasına rağmen sıfır poliçe kesilmiş. Zorunlu sigortalarla ilgili görüşünüz?
Buradaki sorun, zorunlu sigorta branşlarında ne kadar denetim yapılabildiği. Bazı konularda hükümetin gayet kesin bir şekilde denetleme yaptığını görebiliyoruz. Çeşitli zorunlu sigortaları şimdilik bir kenara bırakalım ve bunların içinde en büyük olan zorunlu trafik sigortası ve DASK’a göz atalım. DASK’ta sigortalılık oranı %40 seviyesinde. Buradan başka bir yere bakmaya gerek yok. Öncelikle topluma fayda sağlayan branşlarda denetlemelerin sıkılaşması gerekiyor.  Eğer trafik ve DASK en büyük zorunlu branşlar ise, bunların sıkı bir şekilde denetlenmesi ve %100’e yaklaştırılması gerekiyor. Trafik sigortasında %90 seviyesinde bir sigortalılık oranı var. Bu oran motosikletlerde %50 civarında. Bu iyi bir oran. Ancak %40 sigortalılık oranı olan DASK konusunda aynı sözleri söyleyemeyeceğim.

‘SEKTÖRDEKİ İSTİKRAR SORUNLARI’
Sektör zor ve karmaşık bir durumda. Axa olarak bu durumun düzeleceğine inanıyoruz, ancak sektörün ayağa kaldırılabilmesi için çözümün makul bir sürede gelmesi gerekiyor. Sigorta sektörü bir ülkenin ekonomik gelişiminde en önemli faktörlerden biri. Ülkenin insanlarını ve her boyuttaki girişimcilerini koruma altına alır. Bu nedenle sorunun ivedi bir şekilde çözüleceğine inanıyorum ve bu sorunları sektör olarak geride bırakacağımızı düşünüyorum.
Diğer yandan, dijital bir döneme giriyoruz ve bu iş süreçlerimizi tamamen değiştirecek. Buna karşın, acentelerimizin bu durumla baş edebileceğine olan inancım sonsuz. Elimizde bulundurduğumuz rekabet avantajını devam ettirmek için yatırım yapmaya devam edeceğiz.
Türkiye’de yeni bir hükümet var. Bu hükümet özellikle yasal reformlarda hızlı davranacağını belirtti. Sorunlarımız yasal nitelikli sorunlar.
Bu nedenle hükümet tarafından yapılan açıklamalar içimizi rahatlatıyor. Tabii ki önemli olan neyin söylendiği değil, nelerin yapıldığı. Şirketlerin ve hükümetin ortak paydada buluştuğunu ve gerekli adımların atılacağına inanıyoruz. Sadece reformlar için bir başkan yardımcısı atandı. Bu tüm ülke için iyi bir işaret. Umarım, bir sonraki görüşmemizde sorunlar çoktan çözülmüş olur.

TAMAMLAYICI SAĞLIK SİGORTASI FIRSATI
Sağlık branşını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sağlık branşı oldukça enteresan. Kapsamlı hayat sigortası yüksek kalitedeki hastaneleri karşılıyor. Pahalı testleri ve tedavileri kapsıyor. Diğer yandan da genel sağlık sigortası var. Bu sigortadan faydalananlar ise, sunulan olanaklar daha düşük olan ve gördüğüm kadarıyla uzun kuyrukların oluştuğu hastanelere gidiyor. Tamamlayıcı sağlık sigortası işte tam da bu arada oluşan boşluğu kapatacak ve özel sağlık sigortası almaya gücü yetmeyen bireylerin iyi hastanelere ulaşımını mümkün kılacak. Tamamlayıcı sağlık sigortası tüm toplumun faydasına olacak bir ürün ve tamamlayıcı sağlık sigortalarının geleceğinin parlak olduğunu düşünüyorum. Burada topluma hizmet edecek ve değerlendirilmeyi bekleyen
bir fırsat var.

‘BES DOĞRU YÖNDE ATILMIŞ BİR ADIM VE DAHA ŞİMDİDEN MAKRO EKONOMİK İHTİYAÇLARI KARŞILAMAYA BAŞLADI’
BES konusuna gelelim. Axa, BES kanalında çok hızlı hareket etmiyor. Bu alanda nasıl bir yol haritası izleyeceksiniz?  
Türkiye’nin uzun dönemli tasarruf araçlarına çok açık bir şekilde ihtiyacı var. BES ise Türk ailelerine bunu sağlıyor. Ancak bildiğimiz üzere, BES düşünüldüğü kadar uzun süreli bir tasarruf aracı değil. BES katılımcıları sistemde ortalama 4-5 yıl kalıyor. Buna rağmen BES’in doğru yönde atılmış bir adım olduğunu söyleyebilirim. Daha şimdiden Türkiye’nin makroekonomik ihtiyaçlarını karşılamaya başladı.
BES, bir fon yönetimi işi. Türkiye’de biriken fona baktığımızda ve hatta bu rakamları euroya çevirdiğimizde oldukça küçük bir birikimle karşılaşıyoruz. Tabii ki fonu geliştirmek uzun süreli bir efor istiyor. BES’ten dönüş almak için büyük bir hacme ulaşmak gerekiyor. Buraya yatırım yapan şirketlerin yönettikleri fon büyüklüğü yüksek seviyede olmalı.
Axa olarak biz bu işe girdik. BES’te ilklerden biri olmadığımız gibi bir bankasürans anlaşmamız da bulunmuyor. Bildiğiniz gibi BES’in temelleri bankasürans üzerine kurulu. Bu da sektörün durumunu gösteriyor.
Daha geçtiğimiz yaz BES’te kesintilere yaklaşık %30 seviyesinde azaltan bir düzenleme yapıldı. Yatırımcıyı çekmenin anahtarının istikrar
olduğunu düşünüyorum.

‘ACENTELER DAHA FAZLA KAZANACAK’
Acentelerin komisyonlarının azaldığı dile getiriliyor. Bu duruma katılıyor musunuz?
Acente komisyonları konusunda bir tahminim var. 2016 yılındaki acente komisyonları 2015 yılındakinden fazla olacak. Bazı çevrelerde acente komisyonlarının düştüğü söyleniyor. Ancak toplam gelire bakarsak, marjinal bir düşüş olabilir ancak, genelde acentelerin gelirleri hızlı bir şekilde artıyor. Rakamsal verilere ve istatistiklere bakınca bunu kolayca görebiliyorsunuz. Acentelerin, diğer ülkelerde olduğu gibi, Türk sigorta sektörünün de anahtarı konumunda olduğunu düşünüyorum. Fransa’da, Meksika’da, Almanya’da ve daha pek çok ülkede acentemiz bulunuyor. Faaliyet gösterdiğimiz çoğu ülkede güçlü bir acente dağıtım ağına sahibiz. Sektörün genel işleyişi bu şekilde. Acenteler, müşteriye değer yaratan başlıca aracılardır. Bizim acentelere tavsiyemiz de müşterilere kattıkları değeri nasıl artırabileceklerini düşünmeleri. Dijital dönemin acenteler için birçok zorluk yaratacağı söyleniyor ancak, Türkiye’deki acentelerin profesyonellerden oluştuğunu ve bu dijital dönemin üstesinden gelebileceklerine inanıyorum. Axa olarak acentelerimize çözüm sunma konusunda iddialıyız.
Dijital dönemi bir fırsat olarak görüyoruz ve acentelerimizin de aynı şekilde görmesini istiyoruz. Birlik olarak bu değişimin üstesinden gelebileceğimizi düşünüyoruz ve bunun için yatırım yapıyoruz. Şu ana kadar acentelerimizle büyüdük ve onlarla büyümeye devam edeceğiz.

Emre Kaya
11.01.2016